Evden Çıkmayan Köpek Kuduz Olur mu?
Kayseri’nin sakin sokaklarında, gürültüden uzak, bolca kahve içilen, hüzünlü bir kasım sabahı… Hava soğuk, sabahın ilk ışıkları odamın penceresinden süzüldükçe, içim ısınmaya başlıyor. Yalnızım ama yalnızlık, bazen her şeyin doğru hissettirdiği bir duygudur. Bugün, hayatımda yaşadığım en zor dönemlerden birine denk gelen bir soruyu düşünüyorum: Evden çıkmayan köpek kuduz olur mu?
Bunun bir anlamı var mı, yok mu, bilmiyorum. Ama bir köpeğin, evden dışarı adımını atmadığı, sadece pencereden dünyayı izlediği, ama bir türlü kendini dışarıya bırakmadığı bir dünyada yaşarken, insan bazen böyle sorular sorar. Bir köpek, dış dünyaya çıkmadıkça hastalanabilir mi? Sanki köpeğin dünyası sadece o dört duvarla sınırlı kalmış, peki ya insanın dünyası?
Hüzün ve Yalnızlık Arasında
İki hafta önce, köpeğim Çiko’yu kaybettim. Çiko, Kayseri’nin en neşeli, en merhametli köpeğiydi. Yaşadığımız evin bahçesinde sabah akşam, nehir gibi koşardı, çimenler üzerinde yuvarlanır, arada bir de parmak ucunda durarak ormanın derinliklerine doğru bakardı. O kadar sevimli, o kadar saf, o kadar neşeliydi ki… Çiko’nun her hareketi, hayatımda kaybetmekten korktuğum şeylerin bir yansımasıydı. Ama bir gün, bahçede koşarken birden yere düşüp bayıldığını gördüm. Gözlerini açtığında gözlerinde korku vardı, her zamanki neşesinden eser yoktu. Çiko, bir şeyler olmuştu ama ne olduğunu bilmiyordum.
Veteriner, önce sakinleştirici ilaçlar verdi. Fakat bir hafta sonra, Çiko’nun tekrar havlamadığını, evin içinde bir köşe seçip sadece gözlerini kapattığını fark ettim. Endişelendim, ama ne yapacağımı bilemedim. Ne kadar endişelensem de, bir şekilde kaybetmenin korkusunu bastırmaya çalışıyordum. Sonra, bir akşam, Çiko birden tüm dünyadan kopmuş gibi gözlerindeki ışığı kaybetti. Ne bir kıpırtı, ne de bir çırpınış vardı. Yavaşça nefes alırken, bu dünyadan sessizce göç etti.
Hangi Dünya?
Çiko’yu kaybettikten sonra bir şeylerin anlamını kaybettiğini hissettim. Evet, dışarıda binlerce şey olup bitiyor ama bizim dünyamız neydi? Benim dünyam, o anlardan sonra, sadece evin dört duvarıydı. Bir köpek gibi hapsolmuş, her gün aynı odada bekleyen bir insan gibi… Evden çıkmayan bir köpek kuduz olur mu? Hangi anlamda soruyorum bilmiyorum ama köpeğimin dışarı adım atmadığı, ben ise duvarlarımın içinde kaybolduğum bir dönemde, insanın içindeki tıkanıklığı anlatacak başka bir şey yoktu.
O gün, bir arkadaşımla yürüyüşe çıktım. Bir anda soruyu ona sordum: “Evden çıkmayan köpek kuduz olur mu?” O da bana öylece baktı, gülümsedi ama içinde bir yerlere kaçan gözleriyle sustu. Bazen hayatını başkalarına anlatmak, duyduğunda seni anlamadığını düşünmek ve bir şeyin doğru olup olmadığını keşfetmeye çalışmak ne kadar da zorlayıcı olabilir… Yani, belki ben de bir köpeğin dışarı çıkmadan nasıl hastalanacağını sorgularken, aslında kendi içimdeki çözülmemiş duyguları sorguluyordum.
Belki Bir Yıldızın Işığı
Bir gün, geceyi beklerken pencerenin önünde Çiko’yu düşündüm. O her zaman dışarı çıkmak isterdi, ama bir gün çıkmayıp evde hapsolduğunda her şeyin farklı olacağını bilemedik. Aslında, ben de dışarıya çıkmadan kaybolan, her duygusunu bastırmaya çalışan, evin içinde hapsolmuş bir insan gibi hissediyordum. İçimdeki duvarların yıkılmasını ve dış dünyaya açılmayı istemek… Çiko’nun dışarıda özgürce koştuğu, ben de onun yanımda mutlu olduğu zamanları düşündüm. Ama o, dışarıya hiç çıkmadığı bir günde kuduz muydu?
Hayat, küçük anların birikimidir aslında. O küçük anlar… Ama ben, o anların içinde kaybolmuş bir köpeğin sesini duymuyorum. Evde olmaktan başka bir şey hissetmiyorum. Bir köpek dışarı çıkmadığı sürece kuduz olmaz belki ama ben bu duygularla, bu hayal kırıklıklarıyla yaşadıkça, belki de kuduz oluyorum.
Bir Adım Dışarıya
Ve işte o an! Bir sabah uyanıp pencerenin önünden dışarı bakarken bir anda içimde bir şey değişti. O kadar tıkalıydım ki, içimdeki duvarları fark etmemişim. Sadece içinde kaybolmuş, dışarıya çıkmaktan korkan bir köpek gibi hissediyordum. O an, adım atmaya karar verdim. Çiko’nun hatırasına, hayatın her anına saygı göstererek, dışarı çıkmak… Bir köpek gibi, dışarıda ne olursa olsun özgürce yaşamayı, özgürce koşmayı… O an, bir adım attım. Belki de Çiko beni izliyordu, belki de oradan dışarıya bakıp, “İşte böyle olmalı!” diyordu.
Ve bir gün daha başladığında, dışarı çıkmayan bir köpek kuduz olur mu? sorusunun cevabını o zaman bulabileceğim. Ama artık yalnız değildim. O küçük anlar, evin dışına adım attığımda bambaşka bir anlam kazanıyordu. O köpeğin dışarı çıkmayı ne kadar çok sevdiğini hatırlayarak, ben de içimdeki hayal kırıklıklarını dışarı atıyordum.
Zihnime yerleşen bir şey vardı: Çiko’yu kaybetmek, evden dışarıya adım atmamı sağladı.
Ve o an, içimden bir ses “Hayat bu kadar kısa” diyordu. İçeride mi kalmak, dışarıda mı yaşamak?