Akvaryum Suyuna Maden Suyu Konur mu? Bir Akşamın İçimde Bıraktığı Soru
Kayseri’de akşamlar erken serinler. O gün de öyleydi. Pencereyi azıcık aralamıştım; içeri giren hava, eski defter kokusuna karışıyordu. Günlük tutmayı severim. 25 yaşındayım ve çoğu zaman hislerimi yazmazsam sanki içimde birikiyor, taşacakmış gibi oluyor. Masamın köşesinde akvaryum vardı. Küçük, sessiz, ama bana bakan bir dünya. Balıklarımın gözleriyle göz göze gelince, günün yorgunluğu biraz olsun azalırdı.
O akşam akvaryum suyuna bakarken içimde bir huzursuzluk hissettim. Su biraz bulanıktı. “Bir şey mi yanlış?” diye düşündüm. İnternette dolaşırken saçma bir cümle takıldı gözüme: Akvaryum suyuna maden suyu konur mu? Gülümsedim. Sonra durdum. Gülümsemem dondu. “Ya gerçekten birileri deniyorsa?” diye içimden geçirdim.
İlk Sahne: Merakın Sessizliği
Akvaryumun önüne çömeldim. Balıklar sakin görünüyordu ama ben değildim. Merak tuhaf bir duygu. Bazen masum, bazen tehlikeli. Maden suyunun içindeki mineraller aklıma geldi. “Mineral iyidir ya,” dedim kendi kendime. “İnsanlara iyi geliyor, belki balıklara da?” Bu düşünce beni heyecanlandırdı. Aynı zamanda korkuttu.
Günlüğüme bir cümle yazdım: “Bilmemenin verdiği cesaret mi bu, yoksa dikkatsizlik mi?” Cevap yoktu. Sadece akvaryumdan gelen filtre sesi vardı. İçimde hafif bir umut kıpırdadı ama hemen ardından hayal kırıklığı korkusu geldi. Çünkü bu küçük canlıların sorumluluğu bendeydi.
İkinci Sahne: Bir Tavsiye, Bir Tereddüt
Ertesi gün işten dönerken marketten bir şişe maden suyu aldım. Aslında içmek için. Ama çantamda dururken, aklımdaki soru yeniden belirdi: Akvaryum suyuna maden suyu konur mu? Şişeyi elime aldım, ışığa tuttum. Kabarcıklar yükseliyordu. “Balıklar da böyle kabarcıkların içinde mi yüzecek?” diye düşündüm. İçim sıkıştı.
Eve gelince şişeyi masaya bıraktım. Açmadım. Günlüğüme uzun uzun yazdım. Kaygımı, merakımı, hatta biraz da utancımı. Çünkü bazen sırf denemek için risk almak, sevdiğin şeyleri tehlikeye atmak demek. O an anladım: Her parlak fikir, iyi fikir değil.
Bir İç Ses
“Ya bir damla?” dedi iç sesim.
“Ya bir damla bile fazla gelirse?” diye cevap verdim kendime.
Bu küçük diyalog beni durdurdu. Akvaryuma baktım. Balıklarımın sakinliği bana ders verir gibiydi. Onlar değişim istemiyordu. Onlar denek olmak istemiyordu.
Üçüncü Sahne: Öğrenmenin Hüzünlü Rahatlığı
Biraz daha araştırdım. Maden suyunun içindeki karbondioksit, tuzlar, mineraller… İnsan için ferahlatıcı olan şeyin, balıklar için stres kaynağı olabileceğini öğrendim. O an içimde tuhaf bir rahatlama oldu. Denememiştim. Bir hata yapmamıştım. Ama aynı zamanda hüzünlendim. Çünkü bu soruyu soracak kadar yalnız hissetmiştim kendimi.
“Akvaryum suyuna maden suyu konur mu?” sorusu artık benim için sadece teknik bir merak değildi. Bu soru, sorumlulukla ilgiliydi. Sevdiğin bir şeyi korumakla ilgiliydi. Her şeye çare arama telaşıyla, bazen en doğru şeyin hiçbir şey yapmamak olduğunu kabul etmekle ilgiliydi.
Dördüncü Sahne: Umudun Sessiz Hâli
Günler geçti. Akvaryum suyunu olması gerektiği gibi değiştirdim. Sabırla. Yavaş yavaş. Balıklarım daha canlı görünmeye başladı. Onları izlerken içimde bir umut yayıldı. Doğruyu yapmanın verdiği sessiz bir mutluluktu bu.
Günlüğüme şunu yazdım: “Her müdahale iyilik değildir.” Bu cümle bana sadece akvaryumu değil, hayatı da hatırlattı. İnsan ilişkilerini, kendime yaptığım baskıları, aceleci kararları.
Son Sahne: Sorunun Ardında Kalan Duygu
Şimdi biri bana “Akvaryum suyuna maden suyu konur mu?” diye sorduğunda, sadece “Hayır” demiyorum. O akşamı hatırlıyorum. Elimde şişeyle durduğum anı. Kalbimdeki heyecanı, korkuyu, sorumluluğu.
Kayseri geceleri hâlâ serin. Günlüklerim hâlâ doluyor. Akvaryum hâlâ masamın köşesinde. Ve ben her baktığımda şunu hissediyorum: Sevgi bazen eklemek değil, dokunmamayı bilmektir.