Benim için kafa karıştırıcı bir soruyla başlamak istedim: “Afrika nerenin dili?” derken aslında neyi kast ediyoruz? Coğrafi bir bölgeye atıfta mı bulunuyoruz, yoksa bir dil adı mı arıyoruz? Bu sorunun dilbilimsel, psikolojik ve toplumsal açılardan ne anlama gelebileceğini mercek altına alalım.
“Afrika” mı, yoksa “Afrikalı Diller / Afrika Dili” mi?
“Afrika” kelimesi, sözlükte bir kıtayı tanımlıyor: dünyanın en büyük ikinci kıtalarından biri. ([Vikipedi][1])
Dolayısıyla tek başına “Afrika”, coğrafi bir yer. Ancak günlük dilde bazen “Afrika dili” ya da “Afrikanca” gibi ifadeler duyarsınız; işte tam burada kafa karışıyor. Çünkü kıtada öyle bir tek “Afrika dili” yok. ([Vikipedi][2])
Afrika kıtası, çok sayıda dil ailesi ve dil içeriyor. Örneğin: Afro‑Asyatik, Nijer‑Kongo, Nil‑Sahra, Bantu, Khoisan gibi dil sınıfları. ([Vikipedi][2])
Bu yüzden “Afrika’nın bir dili var mı?” diye sormak belirsiz — sanki “Avrupa’nın bir dili var mı?” demek gibi olurdu.
Bu belirsizlik, bizde — ya da bir başkasında — bir “tek millet”, “tek dil”, “tek kimlik” beklentisi varsa; bu beklenti kökenli, psikolojik bir yanılgıyı da yansıtabilir.
Şimdi bu dilsel-psikolojik yanılgıyı, bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji boyutlarıyla inceleyelim.
Bilişsel Boyut: Zihin Neden Tek Basamaklı Kalıpları Tercih Eder?
İnsan beyni, karmaşıklığı azaltma eğilimindedir. Bilinmezlik, belirsizlik — bunlar kaygı üretir. Bu yüzden zihin, kategorileştirme, gruplama, basitleştirme eğilimindedir.
– “Afrika = bir kıta” yerine “Afrika = bir dil / bir millet” biçiminde bir basitleştirme, bilişsel yükü azaltır.
– Bu basitleştirme, stereotipleri kolaylaştırır: “Afrikalılar”, “Afrika dili”, “Afrika kültürü” gibi genellemeler.
Psikolojide bu türden zihinsel basitleştirmelere “şema” (schema) denir. İnsan, karmaşık toplulukları tek bir şema içine sığdırmaya çalışır. Bu da hem öğrenmeyi kolaylaştırır hem de hatalara yol açar.
Dilbilimsel çeşitliliği (çok dillilik, çok kültürlülük) göz ardı etmek, bir çeşit zihinsel tembellik ya da rahatlık arayışı olabilir.
Bu durumun zararları: yanlış genellemeler, önyargılar, “öteki”yi homojenleştirme…
Duygusal Boyut: Kimlik, Güvenlik, Aidiyet Arayışı ve “Afrika” Kültürü
İnsan psikolojisi için kimlik büyük önem taşır. Özellikle aidiyet, köken, benzerlik hissi…
Bazı insanlar (bilinçli ya da bilinçsiz) “Afrika” derken bir kültür, bir ırk, bir kimlik bekler. Bu beklenti, aidiyet arzusu ve farklılık hissiyle birleşince duygusal bir yankı bulur.
Örneğin: “Afrika’nın bir dili olsa, onu öğrenmek, Afrika’nın bir parçasıyla bağ kurmak olurdu.” diye düşünülebilir. Bu, bireyin hem dünyaya hem de kendi kimliğine dair duygusal bir bağ kurma ihtiyacından kaynaklanabilir.
Ama bu beklenti, gerçeği değil; bir arzuyu temsil eder. Ve bu arzunun peşinden gitmek, gerçek çok yönlülüğü — yani Afrika’daki dil ve kültür çeşitliliğini — göz ardı etmeye yol açabilir.
Bu aynı zamanda empati ile ilgili. Eğer biri “Afrika” deyince tek bir kültür hayal ederse, bir Afrika ülkesindekinin deneyimini genelleyebilir — bu da “öteki”yle ilişkiyi yüzeysel ve hatalı yapar.
Burada duygusal zekâ devreye giriyor. Duygularımızın, arzularımızın bizi yanıltabileceğini görmek; kimlik, aidiyet gibi kavramları sorgulamak. Özellikle de “tek kimlik”, “tek kültür” gibi basitleştirici söylemlere karşı içsel bir farkındalık geliştirmek.
Toplumsal / Sosyal Psikoloji Boyutu: Grup, Kimlik, Homojenlik ve “Afrika Stereotipi”
Toplumda “biz – onlar” ayrımı, gruplar arası kimlik inşası, stereotipler… Sosyal psikoloji bu dinamikleri inceler.
“Kıta adı = dil / millet” gibi genellemeler, bir tür sosyal kategorileştirmedir. Bu kategorileştirme, grubun homojen olduğu fikrini pekiştirir.
Bu tür genellemeler, medyada, günlük konuşmada sıkça yapılır. “Afrika ülkeleri”, “Afrika insanı”, “Afrika kültürü” gibi ifadeler, aslında heterojen gerçekliği silikleştirir.
Bu da “ötekileştirme” riskini artırır: Afrika’nın yüzlerce farklı dilinin, kültürünün, kimliğinin tümü bir kalıba sokulur. Bu kalıp, kimlik politikalarında, eğitimde, medya temsillerinde ciddi çarpıtmalar yaratabilir.
Sosyal psikolojide, bu tip homojenleştirici genellemelerin — “out‑group homogeneity bias” — ne kadar yaygın olduğu bilinir. İnsanlar, kendi dışındaki grupları daha homojen görmeye meyillidir. “Afrika insanı” denince zihnimizde beliren teke yakın görüntü, bu bias’ın bir sonucu olabilir.
İşte bu yüzden “Afrika nerenin dili?” gibi sorular aslında bu zihinsel ve toplumsal dinamiklerin bir yansıması olabilir.
Güncel Araştırmalar, Teknoloji ve Dil: Çok Dillilik, NLP, Veri Bilimi Perspektifi
Bugün dile dair araştırmalar, sadece klasik filolojiyle sınırlı değil; aynı zamanda bilişsel bilim, sosyal psikoloji, bilgisayar bilimi ile kesişiyor.
Örneğin, AfroLID adlı araç, Afrika’da konuşulan diller arasından 517 dili tanıyabilen bir “language‑identification” (dil tanıma) aracı. ([arXiv][3])
Bu, “Afrika’da bir dil” yok demenin sadece bir söylem değil; gerçek anlamda teknik ve bilimsel bir veri olduğunu gösteriyor: kıta çapında yüzlerce dil; karmaşık, çok katmanlı bir dilsel gerçeklik.
Benzer biçimde, Afrocentric NLP yaklaşımı — yani Afrika dillerini, Afrika topluluklarının ihtiyaçlarına göre ele alan doğal dil işleme çalışmaları — bu çok dilliliğe saygı duyuyor; homojenlik yerine çeşitliliği temel alıyor. ([arXiv][4])
Bu araştırmalar, hem bilişsel hem de toplumsal boyutu hedefliyor. Dilde homojenlik yanılgısına karşı somut bir bilimsel duruş.
Çelişkiler ve Sorular: “Afrika Dili” Mitine Neden Tutunuyoruz?
Peki neden halen bazı insanlar “Afrika dili” gibi belirsiz ifadeler kullanıyor?
– Bilişsel basitleştirme ihtiyacı: Zihnimiz karmaşayı sevmez; genelleştirme yapar.
– Duygusal aidiyet ve kimlik arayışı: “Afrika” denince tek bir “kültür” olsun isteriz — bu, samimiyet arzusunu yansıtır.
– Sosyal stereotip ve homogenizasyon: Medya, basit anlatılar; Afrika’yı tek bir blok gibi yansıtır. Bu, algıları çarpıtır.
Ama güncel araştırmalar — örneğin AfroLID ya da Afrocentric NLP gibi — bize diyor ki: bu, doğru değil. Afrika yalnızca bir kıta; orada binlerce dil, kültür, kimlik var.
Buradan yola çıkarak kendimize sorabiliriz:
– Biz zihnimizde dünyayı ne kadar basitleştiriyoruz?
– Basitleştirme, önyargıya ve empati eksikliğine yol açıyor mu?
– Eğer bir insan “Afrika” diyince benim zihnimde canlanan tek tip resimse, bu benim kendi çeşitliliğe ne kadar açık olduğumu gösterir mi?
Okuyucuya Duyarlı Kapanış: İçsel Bir Dönüşüm İçin Davet
Belki siz de hayatınızda “Afrika” deyince bir şehir, bir ülke, bir dil değil de — tek bir imge, tek bir ses, tek bir kimlik hayal ettiniz. Bu yazı, o hayali sorgulamanız için bir çağrı.
Çünkü gerçek, tek bir ses değil; binlerce. Tek bir kültür değil; çeşitlilik. Tek bir kimlik değil; kimliklerin mozaği.
Şimdi size soruyorum: kendi iç dünyanızda — aidiyet, kimlik, basitleştirme, genelleme üzerinden — hangi şemaları kullanıyorsunuz? Hangi genellemeler size kolaylık sağladı — ama aslında gerçeği gölgeliyor olabilir?
Bir sonraki adım: çeşitliliği, karmaşıklığı ve çok katmanlılığı kabul etmek. Hem dış dünyada hem iç dünyada. Belki, “Afrika nerenin dili?” sorusunu sormak yerine, “Afrika’da hangi diller konuşuluyor, bu çeşitlilik ne anlatıyor?” demekle başlayabiliriz.
Ve bu, sadece coğrafi ya da dilsel değil — zihinsel, duygusal, toplumsal bir genişleme çağrısı.
[1]: “Afrika – Vikipedi”
[2]: “Afrika’da konuşulan diller – Vikipedi”
[3]: “AfroLID: A Neural Language Identification Tool for African Languages”
[4]: “Towards Afrocentric NLP for African Languages: Where We Are and Where We Can Go”